YOLCULUK

Görüyorum oradasın
Ses veriyorum
Sesim evreni dolaşıyor

Aramızda bir karadelik…
Zalimmiş Karadelik
Yutuyor sesimi, kelimelerimi
Duymuyorsun “sen’in ben’i” olduğumu
Sonra sesin göktaşı olup bana çarpıyor
Soluk yüzlü avuntular denizine gitmemi istiyorsun
Oysa ben gözlerindeki kayıp adalar cennetini arıyorum…

Kalbimin genleri
Derin, köklü genleri
Toplayıcı toplumdan kalmışlığıyla
topluyor geçmişten geleceğe
bilinen bilinmeyen bütün dilleri, bütün yazıları
Tam, kocaman gövdeli yaşlı çınarımın gölgesinde
gözlerimi kapatıp biraz dinlenmek istiyorum
Cebimde unuttuğum taşlarımın huysuzlaşacaklarını, yerlerinde duramayacaklarını hissediyorum
Derken cimdikleyiveriyorlar etimi
Canım acıyor
“Ah” diyecek oluyorum, susuyorum
Mutluyum!
Mutluyum bana kendilerini nasıl ihmal ettiğimi
fark ettirdikleri için
Taşlarım benim güzel taşlarım
Güle oynaya ellerime geliyorlar
Biraz öpüşüp koklaşıyoruz
Fısıltılar duyuyorum
İçlerinden biri
“köprücük kemiğine al beni, biraz orada kalayım ne olur” diyor
Ah canım benim diyorum
öpüp istediğini yapıyorum
Sonra kulağıma eğilip “ceplerin ” diyor
“Ceplerini bilir misin ne haldeler”!
O zaman anlıyorum ceplerimin de ne kadar çok yorulduğunu ve beni kıramadıkları için sessizliğin görünmezlik pelerinini giydiklerini…

İçimden sayıp derin bir nefes alıyorum
Sayelerinde özgürlüğün hiç bu kadar anlamlı olmamışlığını kazıyorum bütün parmak uçlarıma
Bırakıyorum ceplerimi özgürlüğün sıcak ellerine
Ellerimde taşlarım, çocuklar gibi gülümsüyorum
En çok birbirleriyle sarılmaca oynamayı sevdiklerinin mırıltıları yükseliyor
Ayaklarımı nazikçe okşayan çimenlere bırakıyorum onları
İkisi benden ayrılmak istemiyor
Diyorum hava kararacak
Toprak istiyor ayaklarım
Bana ateş lazım
Orası buraya uzak
Özlersiniz kardeşlerinizi
sonra çok ağlarsınız,
çok ararsınız birbirinizi
Hem yol uzun yorulursunuz
Hiç tık yok
Peşime takılıp
“Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi” şarkısını söyleye söyleye arkamdan geliyorlar…

Zaman geçiyor
Ayaklarım iyice şişmiş
Uzanıyorum, gözlerim gökte
Gök olmuşsun bana bakıyorsun
Gözlerim yüzünü seyreder gibi dalıyor içlerine
Kararmış gök
Ay’a, yıldızlara aşık oluyor
Hiçlerim başlıyor yine
Hiç bu kadar güzel bir aşk görmemişim
İçim gidiyor
Taşlarımla sarılıp uyuyoruz
Titreyerek uyanıyorum
Elim, yüzüm donacak kıtlıklarının kutuplarında
Kıtlıkların buzsuz bir kutup
Onun içindir ki Eskimo’ların evini inşa edememiş bir öksüz var derinlerimde
“Buzlar Kraliçesi” olsam kolay
Yaptırırım kendime buzdan bir saray
Donacak yerim, yerlerim kalmaz
Kalbi buz
Ruhu buz
Dili buz…
Gözlerinin yaşları buz
Ama istemezdim yaşadığını hissedemeyen
Don diyarının buzlar kraliçesi olmayı
Böylesi çok daha iyi

Evet “dil”
Şimdi hatırladım
Güvercinleri kayıp bir şehirdeydik
Dumana muhtaç bir şehirde
Bedenimi arıyorum
Tükenmiş kibritlerim
Kaybolmayım diye yollarda bıraktığım
kibritlerimin hepsini tüketmişim
Nasıl ateş yakabilirim ki oluyorum
Ah taşlarım küçük kuzucuklarım
Biz biz diye eteklerimi çekiştiriyorlar
Dünyanın merkezi göz kırpıyor
İçim umut dolup taşıyor
El ele tutuşup döne döne ateş dansı yapıyor kibritlerim
Gözlerimde kıvılcımlar
Tüte tüte dumanım geliyor
Çığlık çığlık dumanımın dili
Oh çekiyorum
Öyle derin oh çekiyorum ki başım dönüyor
Doğumunun sancısı başlıyor
Evren yeniden oluşuyor

Şimdi sesim sen oluyor
“Çok aradım
çok bekledim
çok özledim seni
Çokkk…”

Can Nazlı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s